Genel Başkanımız Sayın Sadettin TANTAN, HANGİ "MERKEZ"İ HEDEF GÖSTERDİ
“12 Eylül öncesi sağ-sol- din ekseninde, bir merkezden yapılan ayrıştırma, 12 Eylül sonrası da etnik- mezhepsel ve cemaatler olarak yapılmıştır. Bugün de adına “Açılım” denilen ve yine o merkez tarafından yapılan dayatmalarla yapılmak istenen bir Anayasa ve referandumla karşı karşıyayız. Bu ayrıştırmalar, kendisini 12 Eylül darbesiyle, 12 Eylül’den sonra 28 Şubat’la ve arkasından da 27 Nisan bildirisiyle vücut bulmuştur. Her gün şehit haberleri gelirken, referandum tartışmaları içinde sığ gündeme boğulmak, iktidar ve muhalefetin de o merkez tarafından tutsak alındığının bir göstergesi değil mi?”
Son günlerde Anayasa ve referandumla ilgili, iktidar ve muhalefetten açıklamalar geliyor. İktidar partisinin lideri ve milletvekilleri televizyonlarda geçmişe “timsah” gözyaşları dökerken, muhalefet partileri de iktidarın dayattığı sunii gündemin peşinde koşuyor. Peki gerçek nedir? Halka neden gerçekler anlatılmamaktadır? Buradan açıklıyorum:
12 Eylül öncesi sağ-sol- din ekseninde, bir merkezden yapılan ayrıştırma, 12 Eylül sonrası da etnik- mezhepsel ve cemaatler olarak yapılmıştır. Bugün de adına “Açılım” denilen ve yine o merkez tarafından yapılan dayatmalarla yapılmak istenen bir Anayasa ve referandumla karşı karşıyayız. Bu ayrıştırmalar, kendisini 12 Eylül darbesiyle, 12 Eylül’den sonra 28 Şubat’la ve arkasından da 27 Nisan bildirisiyle vücut bulmuştur. Daha da açmakta fayda vardır:
12 Eylül öncesini hatırlayalım…
Emperyalizm tarafından sağ- sol- din ekseninde bölünen Türkiye, kardeş kanı döken Türkiye, birbirlerini kaçakçıların sattığı silahlarla katleden Türkiye, Maraş’ta, Çorum’da, Taksim 1 Mayıs’ında adım adım 12 Eylül’e sürüklenmiştir. Dönemin iktidar ve muhalefeti aynı bugün olduğu gibi kısır tartışmalara “aynı merkez” tarafından çekilmiş ve Amerika’nın istediği bir darbe ve sonrasında yine ABD’nin istediği bir Anayasa’ya Türk halkı mahkum edilmiştir. Yine o dönem ABD’li yetkililer “Our Boys” diyerek “Bizim çocuklar ihtilali gerçekleştirdi” diyecek kadar küstahlaşmışlardı.
12 Eylül sonrasını hatırlayalım…
1984’te yine “aynı merkezin” kurduğu taşeron örgüt Türkiye’de saldırılarına başlamıştır. Türkiye bir yandan etnik- mezhepsel ayrıştırmaya doğru giderken yine taşeron olarak karşımıza Güneydoğu’da “Hizbullah” denilen bir örgüt çıkarılmış, cemaat anlamında da ülke kan gölüne dönmüştür. Kimdir bu örgütleri ve Türkiye’yi ayrıştıran merkez: ABD- İngilter- İsrail ve Batı. PKK’nın kuruluşunda 1978’lerde, Belçika’dan gelen mavzerlerin Türkiye’ye girdiğini tespit eden vatansever- namuslu bürokratlar da bu oyunu bozmak istemişler ama içerdeki işbirlikçiler buna engel olmuşlardır.
1990’larda ne olmuştur?
Türkiye etnik- mezhepsel bölünmeye adım adım giderken Sivas ve Başbağlar yaşanmış arkasından da 28 Şubat sürecinde hiç kimsenin bilmediği bir takım örgütler sokağa dökülmüşlerdir. Kimdir bunlar? Üniversite önlerinde başörtüsü eylemlerini provoke eden, Beyazıt meydanında ellerinde teflerle, sarık ve cüppelerle zikir ayinleri düzenleyen kişiler Türkiye’yi 28 Şubat’a adım adım taşımışlardır ve 28 Şubat da yine “aynı merkez” tarafından planlanmış, uygulanmıştır. Yine o dönemin iktidar ve muhalefeti, askeri- sivili, “irtica geliyor” kampanyalarının peşine sürüklenmiş, halkın beyni her gün kırbaçla dövülmüştür. 28 Şubat sürecinde de bugünün siyasi iktidarı doğmuştur. AKP açık bir şekilde ABD’nin kurduğu sistemin parçasıdır.
Gelelim 2002 ve sonrasına…
50 yıldır, Türkiye içerden ve dışarıdan kuşatılmış, terörle yaşamaya mahkum edilmiş, ideolojik anlamda, dini anlamda, örf ve adetler anlamında halkın dayandığı bütün değerler çökertilmiştir. Bunlar yaşanırken, Türkiye’nin ekonomisi dışa bağlı hale getirilmiş, sanayisi geliştirilmemiş ve siyaset, kimliksiz- kirli hale getirilmiştir. İşte bugünkü iktidar, yukarıda saydığımız bütün gelişmelerin ürünü olarak karşımıza çıkmış, iktidar olmak için de “o merkezden” icazet almıştır. Bugün referandum sürecinde de tartışılanlar halkın gerçek gündeminden çok uzaktadır. Her gün yoksullaşan, ekonomik olarak çökertilen ve her yerde defalarca söylediğim gibi beyni kırbaçla dövülen halkımızın gündemi ABD- İngilter- İsrail ve AB’nin dayattığı “sanal” gündemler değildir. Gündem bellidir: Yoksulluk ve terör. Her ikisinin de merkezi aynıdır.
· Her gün şehit haberleri gelirken, referandum tartışmaları içinde sığ gündeme boğulmak, iktidar ve muhalefetin de o merkez tarafından tutsak alındığının bir göstergesi değil mi?
· Acaba, 12 Eylül öncesi, sonrası, 28 Şubat ve 27 Nisan bildirisini hazırlayan kurgulayan merkez, şimdi de referandum senaryosu mu hazırladı?
· Yıllarca, sağa, sola, dine, etnik- mezhepsel bölünmelerle kafası karıştırılan halkın perişan olduğu kimse görmüyor mu? 50 yıldır, siyasi aktörlerin etrafındakiler zenginliğini yükseltirken millete ait değerlerin çöktüğünün kimse farkında değil mi? Görüyor ve ses çıkarmıyorsa, acaba kendisini iktidara getiren kuvvete karşı eli kolu bağlı mı? Aynı merkez, iktidarın hareket kabiliyetini mi bağlamıştır?
· Aynı merkezin kullandığı besleme aktörler tarafından Türkiye’yi ayrıştırma projeleri açık bir şekilde uygulanırken, kirli ve kimliksiz siyaset bilinçli bir şekilde oluşturulmuşken, “PKK’yla masaya oturalım” diyen saklı iştirakçilerin televizyonlarda boy göstermelerini kim destekliyor?
Ben Sadettin Tantan olarak ve biz Yurt Partisi olarak diyoruz ki:
Terör örgütü 25- 30 milyar dolarlık bir marka değerine ulaştı. Bu marka değerine ulaşırken, ekonomik- mali- siyasi anlamda hakimiyet alanını Türkiye ve dünyada değişik zeminlerde geliştirdi. OECD, ABD ve AB, kara para, terörün finansmanına el koyma, uyuşturucu- fuhuş ekonomisine karşı, yolsuzluk ekonomisiyle mücadele konusunda düzenleme yapılmasıyla ilgili Türkiye’ye devamlı yasal alt yapıların yapılması için çağrı yapıyor. Ama duyan yok! İktidar ve muhalefetin de bunlar üzerinde durmaması dikkat çekicidir esas düşündürücü olan da budur. Terörün finansmanına yurt içi ve dışında el konulmalıdır. Bugüne kadar PKK’yı marka gibi kullanarak içte ve dışta, gayrı yasal zeminde zenginleşenlerin, zenginleşerek teröre finansör olanların da mal varlıklarına el konulmalıdır.
PKK, bir terör örgütüdür ama bir özelliğiyle de organize suç örgütüdür. Türkiye, hak ve özgürlükler bakımından Avrupa ve ABD’nin de ilerisine geçecek açılımlar sağladı. Siyasi iktidar, güvenlik ayağının için boş bırakırken, terörle mücadele kanununun içini boşalttı. Terörün ve teröristin övülmesi, alkışlanmasını da suç kapsamından çıkarttı. Oysa Avrupa ve ABD’de terör örgütlerinin övülmesi alkışlanması suç. Basına ve televizyona yansıdığı kadarıyla, Doğu ve Güneydoğu’daki yoksulluğun, adaletsizliğin, işsizliğin, fakirliğin, halkın cahil bırakılmasının PKK sorunuyla ayrı tutulduğunu görüyoruz. İktidar ve muhalefet, PKK terörünü kimin kullandığını, PKK üzerinden Türkiye’nin hangi tehditlerle karşı karşıya bırakıldığını, bunun karşılığında nelerin istendiğini hala anlamamaktadır.
SORUYORUM:
· Sizin tercihiniz kara paradan, yolsuzluk- uyuşturucu- fuhuş ekonomisinden, beslenmek mi?
· Yıllarca PKK’ya karşı direnen, ülkesine, devletine sahip çıkan, halkımız AKP iktidara geldikten sonra sanki PKK’ya direnmesi sanki bir suçmuş gibi dışlanarak, PKK’ya mahkum edilmedi mi?
· PKK’nın siyasi, idari ve ekonomik aktörleri zenginleşirken, Kürt vatandaşlarımızın büyük bölümü, PKK’nın tehdidi altında, hem ekonomik anlamda çökertilmiş, cahil, yoksul bırakılmış, hem de kendi ülkesine yabancılaştırılmadı mı?
· Dayatılmış ve yaratılmış olan bir sorun karşısında PKK’yla masaya oturma çağrıları yapılıyor. PKK eşittir dayatılmış olan aslında olmayan sorunun politik malzemesi olarak karşımıza çıkartılıyor. Bu durum, planlı ve projeli bir şekilde gerek siyasetçiler gerekse enformasyon ağı içerisindeki saklı iştirakçiler tarafından dile getiriliyor mu?
· Bu dayatılmış ve yaratılmış olan “KÜRT” sorunu konusunda “PKK’yla masaya oturalım” diyecek kadar ileri gidilirken, bunu söyleyenlerin, ne kadar cahil ve bağımlı oldukları da ortaya çıkmış olmuyor mu?
Tekrar tekrar söylüyorum:
· Terörü ortadan kaldırmak siyasi otoritenin işi değil mi? Siz iktidar sahibi değil misiniz? Siz Türkiye’yi yönetmek için değil de, sizi iktidara getirenlerin dediklerini yapmak için mi halktan oy istediniz? Kürt- Alevi- Roman açılımı yaparak, yabancı istihbarat servislerinin yıllarca yapmak istediği ama başaramadığı açılımları yaptınız ve bunları yaparken de halkı kandırarak, saklı iştirakçilerinizle birlikte terör örgütünü bir marka haline neden getirdiniz? Anayasal değişiklik yapıyorum diye övünüyorsunuz ama en büyük tehdide, teröre karşı güvenlik ayağının içini boşaltıyorsunuz.
· Hem Anayasa da hem de diğer mevzuatlarda güvenlik ayağını oluşturacak yasal alt yapıları yapmadığınız gibi, ABD ve AB’den “destek” bekliyorsunuz.
· İktidarda olan siz misiniz yoksa başkaları mı?
22 TEMMUZ 2010 ANAYASA AÇIKLAMASI.doc
97K Görüntüle İndir
Yanıtla Yönlendir Aytunç Erkin adlı kişiyi sohbete davet et
Haber Yorumu Eklemek için siteye giriş yapınız
Diğer Haber Başlıkları
GENEL BAŞKANIMIZ SADETTİN TANTAN'IN BAYRAM MESAJI
'Michael Mullen ın ,Türkiye Ziyaretiyle ilgili Genel Başkanımız ın açıklamaları;
Genel Başkanımız ın BEYAZ Tv deki Açıklamaları;
KEMAL KILIÇDAROĞLU’NDAN MURAT GÜZTOKLUSU’NA TEŞEKKÜR YAZISI
“ Mullen'ın ziyareti olası bir İran operasyonu için Türkiye'de cephe açmak projesi mi?”